Paylas.me

Kumruların hediyesi…

Değerli okurlarım,

Gizem Çil benim asistanım. O da herkes gibi evde. Bir fotoğraf ve yazı gönderdi; okuyunca sizin de ilgilenebileceğinizi düşündüm. İzniyle paylaşıyorum. Yorum ve görüşlerinizi eminim o da benim kadar merak ediyordur. Sağlıklı günler dileğim ve sevgimle.

Yaklaşık bir sene kadar önce, masamda oturmuş tezim üzerine çalışırken camımda bir kumru belirdi. Şöyle bir kafamı kaldırıp baktım, “Hoş geldin” dedim ve işime geri döndüm. Biraz sonra tekrardan baktığımda kumru hala oradaydı ve bana bakıyordu.

Bir süre bakıştıktan sonra, tam çalışmama geri dönecekken, ötmeye başladı. İlgimi çekmişti. Camı açtım, gülümseyerek “Bekle beni olur mu?” dedim ve mutfağa biraz bulgur almaya gittim. Döndüğümde hala oradaydı. Önüne ( biraz da korkutmaktan çekinerek) getirdiğim bulguru koydum.

Korkumun tam aksine kaçmaya yeltenmedi bile, bana baktı bulgura baktı ve yemeye başladı. Aramızda çok az bir mesafe olmasına rağmen benden rahatsız olmamış, sanki aramızda güvene dayalı bir ilişki yeşermeye başlamıştı. Biraz yedikten sonra uçuverdi ve beni tezimle baş başa bıraktı.

İçimde değişik duygular belirmişti. Normalde en ufak bir hareketimden korkacağını bildiğim kumrunun, ona bu kadar yaklaşmış olmama rağmen ses çıkarmaması, gözlerimizin buluştuğu anda kalbimde hissettiğim sıcak his ve duymaya başladığı güvenin yarattığı şükür duygusu…

Bu duyguların sıcaklığıyla, tekrardan tezime konsantre olmaya çalışırken, aynı kumru bu sefer yanında eşi ile birlikte pencereme kondu. Artık tezime odaklanmam, onlar orada değilmiş gibi davranmam imkansızdı.

Bilgisayarımı bir kenara aldım, camı açtım ve bu sefer ikisine birden “Hoş geldiniz canlarım” diyerek bulgurları biraz daha önlerine doğru ittim. Acaba onu sevmeme izin verir mi diye düşünürken parmağımın ucunu yavaşça boynuna değdirdim. Hafiften irkilse de ufak ufak sevmeme izin verdi.

Büyülenmiştim. İçim coşkuyla doldu. Birkaç dakika önce bilgisayarımın başında hissettiğim stres ve kaygı tuzla buz olmuştu. Ben onları izlemeye dalmışken, onlar hafif bir ötüşle bir anda uçuverdiler. Ama bu sefer uzaklara değil, balkonuma doğru… 🙂

Balkon tarafına gittiğimde kutuların üzerine konduklarını ve oradan içeriye doğru baktıklarını gördüm. Afallamıştım. Yuva yapmaya karar verdiklerini anlamış, içim mutlulukla dolmuştu. Az önce geliştirdiğimiz ilişkinin bir meyvesi olabilir miydi bu?

Baba olduğunu tahmin ettiğim kumru önceden gelmiş ve sanki “Yuvamı sana emanet edebilir miyim?” dercesine bir güven testine tabi tutmuştu beni… Bu şekilde iletişime geçmesi, bana güven duyması, ona dokunmama izin vermesi ve sonunda beni yuvasına göz kulak olacak insan olarak seçip, onurlandırması tüylerimi diken diken yapmıştı.

Artık her günüm onlarlaydı. Sahne sahne yuvayı kurma aşamalarını izledim. “Yuvayı dişi kuş yapar” sözü onların hareketleriyle kafamda anlam kazandı. Her gün balkona çıkıp onlarla konuşmaya, nasıl olduklarını kontrol etmeye başladım; bir yandan da penceremin pervazında baba kuşu beslemeye devam ediyordum.

İçimdeki “anne” bir anda kendisini göstermişti. Artık onları da ekibin bir parçası haline getirmiş merak eder olmuştum. Hatta öyle ki, evde olmadığım zamanlarda evden birisiyle konuştuğumda “Nasıllar?”, “Hala oradalar değil mi?” “Bulgur koyuyor musunuz?” diye soruyordum.

Yaklaşık 1 ay sonra doğum gerçekleşti ( veterinerden öğrendim biraz geç bir doğum olmuştu 🙂 ) ve iki küçük kumru daha ekibe katıldı. Balkonumda onların büyüme süreçlerine, uçma denemelerine, annenin uçmayı öğretmek için verdiği çabaya tanıklık etme ayrıcalığına sahip olmak muhteşemdi.

Sorumluluk alanım genişlemiş, kumrular bana parçası olduğum ekibin insanlık üstü bir ekip olduğunu bir kez daha hatırlatmıştı. “Öğretmenim Bir Bakar Mısın?” kitabında geçen bir paragrafı onlarla an ve an yaşama fırsatı bulmuştum:

“BİZ bilinci sadece insanları değil; insanları da kapsayan su, hava, ağaçlar ve kuşları; yani büyük resmi, tüm doğayı içerebilir. Bir insanın içindeki BİZ ne kadar kapsamlı ise, hayatı o kadar anlamlıdır. Hayatındaki anlam, içindeki BİZ’den gelir ve bu kişi BİZ içine giren şeylerden sorumluluk duyar. Şimdi-burada BİZ’in sorumluluğu içinde seçimler yapar, kararlar alır ve davranır.” (Öğretmenim Bir Bakar Mısın? / Sayfa: 145)

Yaşamın rutinine kendimizi kaptırdığımızda, günlük yaşamda hayatın bize sunduğu mucizeleri kaçırıyoruz. Bazen bir ağaç yaprağının rüzgarla birlikte hafifçe salınması, bir tohumun filizlenmesi, penceremize konan kuşlar ya da dışarıdan gelen bir bebek sesi…

Şöyle bir kafamızı kaldırıp farkına vardığımızda, tüm bunlar bize yalnız olmadığımızı, hayatın tüm koşturmasına rağmen kocaman bir aile olduğumuzu hissettiren dostlarımız oluyor. Ve o kocaman aileyi fark edip, sorumluluk almaya karar verdiğimizde iyisiyle kötüsüyle “iyi ki yaşıyorum bu hayatı” diyoruz. Başka bir deyişle, bu küçük mucizelerle gerçekten yaşadığımızı hissediyoruz.

Kendi küçük dünyamda bolca kaygı ve stres hissettiğim bir dönemde, bana ait olduğum büyük resmi ve o büyük resim içindeki rolümü, sorumluluğumu hatırlattıkları için kumrularıma teşekkür borçluyum. Bugünlerde, daha büyük bir ekip olduk. Pencere pervazımda kumru, güvercin ve serçelerimle beraber yaşamaya devam ediyoruz. Ve içimden diyorum; iyi ki bu ekibin bir parçasıyım, iyi ki yaşıyorum bu hayatı!

Gizem Çil

close
Send this to a friend