Paylas.me

Eşinin ruhunu ağlatan eş…

İnsan yaşamının en trajik yönü, ruhunun kanser olmasıdır.

Anneler babalar;

Çocuklarının ruhlarına olduğu gibi, eşler olarak da birbirlerinin ruhlarında farkında olmadan, kanser illetini oluşturmaya devam ediyor olabilirler.

Ruhun kanser olması demek, çocuğa veya yetişkine sonradan kazandırılan “Değersizlik” hissi ve “Beceriksizlik” duygusudur.

Bu hisler uzun yıllar boyu, insanın ruhunu kemirir durur.

Genellikle de mezara kadar onu takip eder.

Çocuğa bu illeti sadece annesi babası değil, yalnızca öğretmeni de değil, büyüdüğünde eşi dahi rahatlıkla bulaştırabilmektedir.

Yani anne baba çocuğunu  korudu diyelim…

Okulda öğretmeninin benzer duyguları ona aşılaması çok rahat mümkündür.

Ebeveyni çocuğunu korudu, öğretmeni de çocuğu bu gibi konularda korudu farz edelim…

Bu defa kocaman adam olduğunda, fidan boylu gelin olduğunda, eşi onun ruhunu rahatlıkla kevgire çevirebilir.

Üstelik tüm bunlar bilinçsizce, farkında olmadan yapılabilir.

Tıpkı o ince hastalıkta olduğu gibi…

İnsan ruhuna bulaşan beceriksizlik ve yetersizlik hastalıkları, tedavisi çok uzun süren ve en çetin geçen, genellikle de iyileşmesi pek mümkün olmayan, ruhun ince hastalığıdır.

Çocuklara:

Sus, ne anlarsın sen…

Çek elini, senin yapacağın iş mi bu…

Yürü git… Kaç kere denedin, beceriksiz şey…

Dur, yapamazsın…Bırak, daha sen küçüksün…

Koşma, zıplama… Oynamasana… Rahat dur be oğlum…

Büyüklerin yanında konuşulmaz.

Küçüklere zarar verilmez.

Misafirlikte gülünmez.

İnsan yanında aç gözlülük yapılmaz… gibi daha bir çok illetin, eşler yada büyükler arasında nasıl yayıldığını görelim.

Örneğin;

“Yemek güzel olmuş, eline sağlık… Ama sen bir de teyzemin elinden bu yemeği ye de gör, yemek nasıl yapılıyormuş……”

“Bir tek çocukla yoruldum, bittim diyorsun…Elalem üç çocukla beş çocukla nasıl baş ediyor… Onlar uzaydan mı geldi…”

“Beceriksiz herif…Gözünü aç, gözünü…

Koca ay çalışıp getirdiğin para avucumuzda eriyip gidiyor… Bir de, çanta dolusu para kazananları gör… Onlar da senin gibi insan…”

“Yazıklar olsun sana…Boyundan posundan utan…

Sözde, baba evimden daha rahat ettirecektin beni…”

“Samanlığım seyran değil… Seyranım samanlığa dönüştü senin gibi  sünepe herif yüzünden…

Seninle ayni eğitimi almış olanların neler kazandıklarını görmüyor musun…”

“Memurmuş… Sevsinler seni…Yazlığı, villası, atı arabası olanlar da memur…”

“Bu ne hanım böyle…Sabahtan akşama kadar işte canım çıkıyor, eve geldiğimde şu sofranın haline bak…Bunlarla kedi bile doymaz…Elinden bi iş gelse bari…”

İşte;

Eşlerin birbirlerine yönelik buna benzer sitemleri,serzenişleri ve suçlamaları zamanla, suçlananın ruhuna kanser mikrobu yerleştirir.

Bir de bakarsın ki:

O çok konuşan, çok bilen, bülbül gibi şakıyan,

Kendine güveni dorukta olan,

Gamdan kederden etkilenmeyen,

Etrafına neşe saçan,

Herkes tarafından, adam gibi adam bilinen “Koca” gitmiş…

Yerine, evde ve insanlar arasında:

Başını omuzlarının arasına sıkıştıran,

Ellerini bacak aralarına dolayan,

Bildiği halde konuşamayan,

Becerebildiği halde yapamayan,

Okuduğu halde anlayamayan,

Soluğu var,sesi yok bir adam gelivermiş.

Yahut da:

Evin içinde fırıldak gibi dönen,

Her işe her an uzanabilen,

Evde,temizliği, çamaşırı,tertip ve düzeni eksik etmeyen,

Konu komşu, misafir ağırlayan, çocuklarına gül gibi bakan,

Üç hizmetçinin işini tek başına yapan,

Ocakta tencere kaynatan,

Evin bacasını sürekli tüttüren kadın gitmiş…

Onun yerine:

Eli ayağına dolaşan,

Durmadan mücadele ettiği halde iki taşı üst üste koyamayan,

Suratı asık… Üstü başı dağınık,

Ha varmış, ha yokmuş… Dünyadan bezmiş bir kadın çıkagelmiş.

Her ikisi de vatana millete hayırlı olur belki ama, çocuklarına ve birbirlerine karşı pek hayırları dokunmayabilir.

Dr. Yaşar Kuru

close
Send this to a friend