Paylas.me

Baban varken babasız yaşamanın yarası…

Aşağıdaki öyküde üzerinde düşünülecek konular var. Bana yazan okuruma içtenlikle ve ayrıntılı olarak yazdığı için teşekkür ediyorum. Yaşam en güçlü ve en gerçek okul; bakalım aşağıdaki mektup sizleri hangi konuda düşündürecek, neler öğretecek.

‹—–—–›

Merhaba Hocam,

46 yaşında 2 erkek çocuk annesi bir kadınım. Çocuklarımı tek başına büyütüyorum. Biri 17 biri 15 yaşında. Kitaplarınızı okuyarak büyüttüm; harika çocuklar oldular.

Ben ailem varken ailesiz kalanlardanım. Babam bencil, kendini düşünen, çocuk sevmeyen, acımasız bir adamdı. Herkesin içinde beni aşağılar, başarılarımı görmez, korkularımı bilmez, doğum günlerimi kutlamazdı ve hiç bir yerde arkamda olmayan bir adamdı. Bir kez bile okulumu tanımadı. Beni sevmedi. Korkutarak sevgi gösterdi. Bir tokadı olmadı ama hayat tokadını attı bana. Parası çoktu. Her şey paraydı onun için; ne eksiğiniz var, derdi. Kendi zevkleriyle uğraşır, yemekten yemeğe görürdük yüzünü bile. Masasında oturtmazdı bizi. Ayrı yemek yerdi bizden.

Yıllarca üvey evlat mıyım diye araştırdım, ama maalesef öz babamdı. Sonra bir gün kalp krizi geçirdi… Sonrasında biraz yumuşadı, bağırıp çağıran bizi korkuyla büyüten adam bir parça yumuşadı, ama değişmedi.

Kabullenemedim böyle bir babayı. İlk işim üniversiteye gidip evden uzak durmak oldu. Başardım zorla okudum ama. Resim okuyorum diye bana demediğini bırakmadı. Mesleğimi kötüledi. Oysaki hiçbir kursa gitmeden Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümünü kazanmıştım. Herkes gıptayla bakarken o değersiz gördü beni. Ve ilk gördüğüm ilk flörtleştiğim adamla evlendim. İki oğlan yaptım. Nedense eşimde de babama benzer huylar vardı. Neden seçmiştim böyle bir adamı. Bağıran aşağılayan beni iş hayatından uzaklaştıran, baskıcı, sadece annelik yapabilen bir kadındım onun gözünde.

Ve ayrıldım çocuklarım benim gibi büyümesinler diye. Ve yıllar sonra 2. Bir evlilik yaptım. Harikaydı bu adam; bu seferde aşk bitti ve yine ayrıldım. O ayrıldı çünkü ben ondan sahiplenme ve babalık bekledim yoruldu adam.

Şimdi 5 yıldır çocuklarımla tekim. İkinci evliliğimi hiç kabullenmedi ailem ve yıllarca beni arayıp sormadılar. Hele ayrılınca çok utandım. Gene başarısızım dedim. Babam kanser oldu ve beni yanına çağırdı, hastanedeydi. Gitmek istemedim ondan nefret ediyordum. Ama gittim. Gidene dek güzel bir anımız var mı babamla diye sorguladım anılarımı yoktu. Sonra hastanede benle helâlleşti. Yıllarca yaşadı, artık pasif ihtiyar bir adamdı. Yanına gidiyordum, ona bakıyordum, haline acıyordum ama sevemiyordum. Bana bırakacak mirası bile kardeşime vermiş meğer. Bunu öğrendim, bir şey diyemedim. Sevmediğini biliyordum. Onun istediği gibi bir evlât değildim. Sonra aniden öldü haberini aldım. Sevmediğim babam için günlerce ağladım. Vedalaşamadık, içimdekileri dökemedim diye ona yine kızdım. Annemde benim yüzünden babamla hep kavga etmiş, ölünce bunun suçluluğunu taşıyordu. O suçu bana yıktı, gene ben suçlu kız oldum. Bana öfkeli annem.

Aile sevgisi görmedim ama arkadaşlarıma ve işime resme sığındım. Güçlüyüm ama hep bir yanım eksik. Hiçbir erkeğe güvenemiyorum. Seviyor mu beni sevmiyor mu, anlayamıyorum. Koskoca kadınım, ama hala niye sevgi ve güven duygusu açlığı yaşıyorum, anlayamıyorum kendimi.

Benim de derdim bu. İçimde yara kaldı. Baban varken babasız yaşamanın yarasını ben hala çekiyorum.

‹—–—–›

Evet, yaşam en güçlü ve en gerçek okul.

Yorumlarınız ve paylaşımlarınız için şimdiden teşekkürler.

Selamlar…

-Doğan Cüceloğlu

close
Send this to a friend