Paylas.me

“Aslan dayım içiyorsa vardır bir bildiği…” dedim…

Değerli okurlarım,
Emre Pekçetinkaya benim asistanım. Bir yazı gönderdi, izniyle paylaşıyorum. Yorum ve görüşlerinizi eminim o da benim kadar merak ediyordur. Sağlıklı günler dileğim ve sevgimle.

-Doğan Cüceloğlu

——

Çocukluğumda hatırladığım en keyifli akşamlar dayımların bize geldiği akşamlardı. Bu keyif, babamın çalan telefonuna şöyle bir göz atıp “Mehmet arıyor” demesiyle başlardı. O iki kelimeden hemen anlardım dayımların bize geleceğini. Sonrasında heyecanımdan yerimde duramaz; pencereye çıkıp, sokağın başında görünecek olan arabalarını beklerdim.

Heyecanlanırdım çünkü dayım çok neşeli, sıcakkanlı, içine girdiği her ortamı daha keyifli hale getiren biriydi. Onun gelişi çok güzel bir coşku da getirirdi. Herkesle arası gayet iyi olan dayım, evin en küçüğü olduğum için olsa gerek her zaman benimle fazladan ilgili olurdu. Tabi ki bu ilgiden çok memnundum. Dizinde oturur, bazen de altı yaşında bir çocuğun muzipliğiyle tepesine tırmanırdım. O da babamla sohbetini devam ettirirken bir yandan da bu hallerime tatlılıkla karşılık verirdi. Bu yakınlık öylesine hoşuma giderdi ki kuzenim Mustafa ve abimle oynadığım çok eğlenceli oyunlardan bir şekilde fırsat oluşturup dayımın yanına kaçardım. Ne de olsa iyi anlaşabileceğim bir yetişkin bulmak, iyi anlaşabileceğim bir çocuk bulmaktan daha zordu.

O günlerde benim için dayım nasıl neşe, keyif, yakınlık anlamına geliyorsa, aynı zamanda sigara, çakmak ve küçük bir duman bulutu da demekti. Çünkü kapıdan girip yerine oturur oturmaz gömlek cebinden sigarasını ve çakmağı çıkarıp yanına koyar; sonra akşam boyu sigaralarını birbiri ardına yakarak odayı gri bir dumanla doldururdu. Her gülüşüne, her sözüne, her mimiğine eşlik ederdi bu grilik… Benim de her an gözüm hem onda hem de sigarasında olurdu. Dolan küllüğünü boşaltır, paketinde kalan sigaralarını sayar, hatta fırsatını bulursam yakıp ona servis ederdim. Tüm bunları yaparken, “sigara içiyor olmayı” içten içten çok merak ediyordum aslında. Hele hele ağızdan duman çıkarabilmeye ayrı bir imrenirdim.

Ve bir gün, yine böyle bir akşamın sonunda dayımları uğurlayıp odaya döndüğümde, küllükteki sigaralardan birinin çok az içilip söndürülmüş olduğu gözüme çarptı. O an kalbimin nasıl çarptığını hatırlıyorum. Bu epeydir beklediğim bir fırsattı. Hemen yarım sigarayı elime alıp temizledim, sonra şöyle bir düzeltip mutfaktan bir çakmak kaptım ve dayımın yerine, aynı onun oturduğu gibi oturdum. Kendimi bir yetişkin gibi hissediyordum. Ortalıkta kimsenin de olmamasını fırsat bilerek çaktım çakmağı, yaktım sigarayı… Dudaklarıma götürüp bir nefes aldım, işte şimdi ben de duman üfleyeceğim diyordum ki öksürüklere boğuldum… Bu, hiç hayal ettiğim bir sonuç değildi. “Öksürtüyormuş bu meret” deyip söndürdüm. Tamam, yani tabi ki o an bunu demedim ama tam olarak öyle hissettiğimi hatırlıyorum. Bir bombayı elimden bırakır gibi bırakıp, birine yakalanma korkusu ve boğazımın acısıyla hemen odadan kaçtım.

“Niçin böyle bir anıya sahibim?” diye bugünlerde biraz düşündüm de besbelli ki zamanla dayıma olan sevgim ve ilgim, elinden hiç düşürmediği sigarasını da kapsar hale gelmişti. Çünkü dayım gerçekten de benim gözümde tam bir ‘Aslan Dayım’dı. Onun sevdiği ve yaptığı bir şeyin kötü olabileceğini düşünmezdim. Dolayısıyla ona benzemeye çalışmamın bir sakıncası yoktu. Aslında hem dayımdan hem de daha önceden içmeyi bırakmış olan babamdan sigaranın “çok kötü” bir alışkanlık olduğunu sıklıkla duyuyordum. Fakat söylenenler ve yapılanlar arasında bir tutarsızlık görünüyordu. Ve bu tutarsızlığa karşı, açık seçik farkında olmasam da içimde his olarak belirmiş olan bir soru vardı; “Zararlı madem siz neden içtiniz ve içiyorsunuz?” Tabi cevabım da hazırdı; “O zaman pek de kötü bir şey değil bu sigara!” Ve benim davranışımı da içimde oluşan bu soru ve ona verdiğim cevap belirlemişti.

“Geliştiren Anne Baba” kitabının 131. sayfasında bu tutarlılığın önemini vurgulayan şöyle bir bölüm var;

Siz sadece çocuğunuzla değil, aynı zamanda kendinizle de ilişki içindesiniz. Çocuk bunu sezgileriyle bilir. Kendinize saygılı, güvenen, dürüst, bilinçli, tutarlı bir anne-baba iseniz, çocuğunuz bu modeli örnek alacaktır. Sizin “ne olduğunuz” yani varoluşunuz, “ne söylediğiniz”den daha etkilidir.

——

En nihayetinde, konu ne olursa olsun çocuklara “dediğimi yap, yaptığımı yapma” anlayışıyla yaklaşmak her ne kadar iyi niyetli görünse de, gerçekçi ve etkili bir tavır değil. Çocukların hayatında güzel etkiler oluşturmak isteyen yetişkinlerin, en başında kendi düşünce ve davranışlarını gözden geçirmeleri, düzenlemeleri gerekiyor. Evet bu gerçekten kolay değil, fakat hem kendi yaşamımız, hem de çocuklarımızın yaşamı için bir o kadar anlamlı ve güçlü bir çaba…

Çocuklar sevdikleri kişilerin severek yaptığı şeyleri yaparlar.

Onların sizi çok sevdiğini unutmayın…

Emre Pekçetinkaya

close
Send this to a friend